Lost Wishes , Found Dreams
Masallar, çocukluğun dünyasında kaybolduğumuzda geri dönebileceğimiz bir yer ve dileklerin gerçekleşebileceği bir gelecek vaat eder. Zamanla bu vaat değişir. Yer değiştirmek, yalnızca bir coğrafyadan diğerine geçmek değil; geride bırakılanla henüz bütünüyle ait olunamayan arasında yaşamayı öğrenmektir. Melike Kuş’un Lost Wishes, Found Dreams başlıklı kişisel sergisi, bu deneyimi kadın bedeni, hafıza ve çocukluktan taşınan masalsı imgeler üzerinden ele alır. Sergide kadın figürleri bir yere varmış olmaktan çok, bir eşikte duruyor gibidir. Kimi iki kıyı üzerinde süzülür, kimi aynadaki görüntüsünde kendini arar, kimi yatağında hayalleri, dilekleri ve gözyaşlarıyla baş başa kalır. Portrelerde tekrar eden sabit, maske benzeri gözler yalnızca bakan değil; hatırlamaya, anlamaya ve bulunduğu dünyayı yeniden tanımaya çalışan gözlerdir. Kadın bedeni ise tanıdık ile yabancı, ayrılmak ile ait olmak arasındaki gerilimin görünür olduğu bir alana dönüşür.

Bu figürlere çocukluğun ve masalların hafızasından kalan nesneler eşlik eder: aynalar, pabuçlar, sallanan atlar, kelebekler, evler ve yıldızlar. Ancak bu imgeler artık çocuklukta sahip oldukları anlamlarla karşımıza çıkmaz. İleri ve geri hareket ettiği hâlde hiçbir yere varmayan sallanan at, askıda kalmış bir zaman duygusu yaratırken; ayna, tanıdık bir görüntüyü yansıtmanın ötesinde, değişen benliğin arandığı bir yüzeye dönüşür. Bir zamanlar umut ve dönüşüm vaat eden masalsı nesneler, burada hafızanın bugüne ulaşan izleri olarak belirir. Kuş’un iğne, çeşitli iplikler ve yünlerle gerçekleştirdiği dokunsal müdahaleler bu ilişkiyi fiziksel bir düzleme taşır. Dikiş, parçaları yalnızca birbirine eklemez; kopmuş olanla bağ kurmanın ve geride kalanın izini korumanın bir yöntemine dönüşür. Malzemenin yüzeyde bıraktığı izler, kırılganlık ile onarma arasındaki bağı görünür kılar. Lost Wishes, Found Dreams, göçü yalnızca bir yer değiştirme hikâyesi olarak değil, insanın hafızası ve kendi benliğiyle kurduğu ilişkinin değişimi olarak ele alır. Masalın kesin bir “mutlu son” vaadi yerini daha belirsiz bir ihtimale bırakır: Geride bırakılanlar yok olmadan, fakat artık eskisi gibi de kalmadan başka anlamlara dönüşebilir. Sergi, iki farklı dünyanın arasında kalan kadının bu belirsizlik içinde kendine nasıl bir yer açabileceği sorusunu izleyiciye bırakır. Arada olmak burada yalnızca bir kayıp ya da aidiyetsizlik hâli değil; benliğin değiştiği, geçmişin yeniden anlam kazandığı ve yeni ihtimallerin ortaya çıktığı bir eşiktir.
